|| ANASAYFA || İLETİŞİM ||

Bugün: 23 Kasım 2014 Pazar

Sahrayıcedit Mah. Atatürk Cad. No:59 Dilkum Sitesi 7. Blok Kat:12 Dr:56 Kadıköy / İstanbul *** Eski yerimizin yan tarafındaki binadayız. ***   
 

MENÜ

  HAKKIMIZDA
  DUYURULAR
  VEKALET BİLGİLERİ
  EKİBİMİZ
  İNSAN HAKLARI
  YARARLI BİLGİLER
  MAKALELER
  İNSAN KAYNAKLARI
  BASINDAN SEÇMELER
  HUKUK SÖZLÜĞÜ

HABER ARAYIN

 

TAVSİYE


 
 

ANLIK DÖVİZ KURU

  Döviz Alış Satış
  Dolar 2.2218 2.2258
  Euro 1.8808 1.8933

EVLENMEDE NİSBİ BUTLAN DAVASI

 

EVLENMEDE NİSBİ BUTLAN SEBEPLERİ

Nispi butlan da evliliğin sona erdirilmesi ( ortadan kaldırılması) imkan ve sonucunu doğurur, bu bakımdan da mutlak butlana benzer. Ancak onu mutlak butlandan ayıran özellik kendini ‘nisbiliği’ nde, yani mutlak butlan gibi ilgili olan herkes tarafından değil, sadece eşler ve bir halde de yasal temsilciler tarafından ileri sürülebilmesinde gösterir. Diğer bir deyişle, nisbi butlan halinde iptal davası açabilecek olanların çevresi mutlak butlandaki kadar değildir.

 

1- AYIRT ETME GÜCÜNDEN GEÇİCİ YOKSUNLUK

                       

                        TMK.nun 148 inci maddesi; Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.

                   Ayırtım gücünden devamlı yoksunluk halinde bulunan kişinin evlenemeyeceği, ancak her nasılsa evlenmişlerse, evlenmenin mutlak butlanla batıl olacağını açıklamıştık. Ayırtım gücünden uyuşturucu kullanımı, sarhoşluk, vb. gibi nedenlerle evlenme akdi’nin yapıldığı anda yoksun olan kimse iradesini evlenme yönünde açıklamış fakat sonradan kendine gelince evlenmek istemediği halde evlendiğini anlayınca, iptal sebebine bilgi sahibi olduğu andan itibaren altı ay içinde ve herhalde evlenmeden itibaren beş yıl içinde evliliğin iptalini talep edebilir. Evlenmenin iptalini istemek yetkisi evlenme akdinin icrası anında ayırtım gücünden yoksun olan eşe tanınmıştır. Diğer eş bu sebebe dayanarak evliliğin iptalini isteyemez. Dava hakkı olan eş, bu geçici olarak ayırtım gücünden yoksunluğun etkisinden kurtulduğunda evlenmenin iptalini istememiş, evliliğin sürdürülmesini istemiş ise evlenme akti hukuken varlığını devam ettirecektir.[1]

                   Yine evlenmenin iptali ayırtım gücünün kazanılmasından itibaren altı ay içinde ve herhalde evlenmeden itibaren beş sene içinde istenmemişse artık evlilik devam edecektir.

 

2- YANILMA

 

                        Evlenme konusundaki iradesini açıklamakta yanılmış ( hataya düşmüş) olan eş, evlenmeyi iptal ettirebilir. Kanun hangi tür yanılmanın evlenmenin nispi butlanını gerektireceğini belirtmektedir.

                   TMK. Madde 149-  Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:

                   1. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa,

                   2. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak  evlenmişse.

 

a) Evlenme Akdini Yapmakta Yanılma:

                        Eşlerden birinin iradesini açıklarken yaptığı işlemin evlenme sözleşmesi olduğunu fark etmemesi, bunda yanılmasıdır. Bu tür bir yanılma pek ender olarak gerçekleşebilir. Zira evlenme resmi bir törenle, yani ergin iki tanığın katılmasıyla ve evlendirme memuru önünde yapılabilen merasime tabi bir sözleşmedir. Bu itibarla yaptığı sözleşmenin evlenme olduğunu fark edemeyecek ayırt etme gücüne sahip bir kişinin mevcut olabileceği pek tasavvur edilemez.

                   Yabancı bir şahsın evlenme akdinde yanılgısına örnek olarak 1945 yılında yaşanmış bir olayı Prof. Dr. Tekinay nakletmektedir: Hindistan’da oturan bir İngiliz kadın dinini değiştirip Hindu olmak istiyordu. Kabul etmek istediği mezhebin kurallarına uygun olarak gerçekleştirilen ‘ din değiştirme merasiminde’ söz konusu mezhebe mensup bir Hintli ile evlendirilmiş oldu. Oysa İngiliz kadın böyle bir evliliği istemiş değildi, tören sonucunu da bilmiyordu. Daha sonra açtığı evlenmenin iptali davası Mahkemece ‘yanılma’ nedeniyle kabul edildi.[2]

 

b) Şahısta Yanılma:

 

                        Burada kişide evlenme arzu ve iradesi mevcuttur, fakat evlilik istenmeyen, düşünülmeyen bir kişiyle yanılgı sonucu yapılmıştır. Bu varsayım da nadir görülen bir olayı kurallaştırmakla birlikte, öğretide yaşanan şahısta hata olaylarına bazı örnekler gösterilmektedir: Gözleri iyi görmeyen bir erkeğin, evlenmeyi düşündüğü kadın yerine ikiz kardeşiyle evlenmesi; mektuplaşma sonucu evlenmeye karar veren kişilerden birinin yerine bir başkasının geçerek bunun farkında olmayan eş adayı ile evlenmesi.[3]

                   Bir görüşe göre[4], evlenilecek kişinin ‘ medeni kimliğinde’ düşülen yanılma da kişide yanılmanın diğer bir şeklidir. Örneğin bir hastabakıcının doktor, bir katibin avukat, bir tezgahtarın patron gibi davranması ve bir kadının da bunları doktor, avukat veya patron zannederek evlenmesi halinde yanılma, erkeğin medeni kimliğindedir.

                   Aksi görüşe göre, burada kişide ve açıklamada yanılma değil, kişinin niteliğinde, yani rızanın oluşumunda yanılma vardır ve bu durum T.M.K. madde 149/1 i değil, madde 149/2 yi ilgilendirir.[5]

 

c) Nitelikte Yanılma:

 

                        Kişilerin evlenmeyi düşündükleri eş adaylarında birçok nitelik aramaları doğaldır. Ancak her nitelik beklentisinde yanılma bir nispi butlan sebebi sayılmaz.[6] Evliliğin iptalini gerektirecek derecede nitelikte yanılmayı yasa şöyle düzenlemiştir:

                   “ Eşinde bulunmaması onunla birlikte birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak” evlenme akdini yapan eş evlenmenin iptalini dava edebilir.[7]

                   Maddedeki iptal sebebinin uygulanabilmesi, şu koşulların gerçekleşmesine bağlıdır:

 -Yanılma, eşin niteliğine ilişkin olmalıdır:

                   Eşlerden biri bizzat diğer eşin bir niteliğinde yanılmış olmalıdır. Eşten başka kişilerin, örneğin eşin annesinin, babasının, kardeşlerinin veya ailesinden herhangi bir kişinin niteliğinde yanılmış olan diğer eş TMK. md. 149/2 ye dayanarak evliliğin iptalini isteyemez.

 

-Yanılma önemli (esaslı) olmalıdır:

                   Buradaki ölçüt şudur: Yanılan eş, gerçek durumu bilseydi evlenemeyecek idiyse, yanılma önemli derecededir. Örneğin erkeğin sapık olması, kadının randevu evinde çalışması veya başka biçimde fuhuş yapması.[8] Subjektif  yanılgı bakımından şu hususta önemlidir: Eş seçiminde (evlilikte) güdülen asıl amaç hukuken korunacak bir gayeye yönelik değilse; örneğin bir kadın, doğacak çocuğun düzgün soy bağına kavuşması ya da kendisinin evleneceği erkeğin vatandaşlığına alınması için evlilik yapmışsa eşinin vasıflarında yanıldığını ileri sürerek evliliğin iptalini dava edemez. Şart, yanılmanın objektif bakımdan da önemli olmasıdır. Yanı davacı tarafından ileri sürülen nispi butlan sebebi; orta düzeyde makul bir kişiyi evlenmekten alıkoyacak nitelikte önemli bir yanılmaya ilişkin olmalıdır.[9]

 

-Yanılan eş bakımından ortak yaşamın çekilmez gelmesi:

                        Eşinin bir niteliğinde yanılmış olan diğer eşten evlilik birliğinin devamı beklenmemelidir.

                   Esaslı nitelik yanılmalarında kanunun aradığı “ çekilmezlik” unsuru çoğunlukla vardır. Fakat “ hakiki durumu öğrenen eşin bunları mazur gördüğü ve eşinin bu eski hallerini adeta affettiği sabit olursa, evlenme sırasında hata (yanılma) esaslı olmakla beraber, sonradan mazur görme ve affetme ile çekilmezlik unsuru da ortadan kalkmış olur ve hataya düşen (yanılan) eş artık bu sebeple fesih (iptal) talebinde bulunamaz.[10]

 

3- ALDATMA:

 

                        Aldatma, “ bir kimsenin diğer bir kimseyi bir irade beyanında ( açıklamasında) bulunmaya sevk etmek için onun zihninde yanlış bir tasavvur uyandırmak üzere kasten bazı hususları uydurması veya gizlemesidir”.[11] Eşlerden biri böyle bir davranışla karşılaşmış, yani aldatılarak evlenmeğe yöneltilmiş bulunursa, bu yolda yaptığı irade açıklaması sakatlanmış olur. Bu durum o eşe yaptığı evlenmeyi iptal ettirebilme imkanını verir. [12]

TMK. madde 150-  Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:

1-Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,

2-Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse.

 a) Eşin Namus ve Onuru Hakkında Aldatılma:

                         Namus ve onur; iyi anılan bir isim, lekesiz bir geçmiş ve yaşama biçimiyle kazanılmış bir sosyal değeri ifade eder.[13] Eşlerden biri, diğerinin yaşayış biçimi ve geçmişi hakkında aldatılmış, kandırılmış, ise evlenmenin iptalini dava edebilir. Örneğin evvelce onur kırıcı (yüz kızartıcı) bir suçtan dolayı hüküm giymiş bulunan bir erkek çok namuslu ve iyi şöhret sahibi bir insan olarak tanıtılmış ve hakkında övücü sözler söylenilerek nişanlı kız onunla evlenmeye yöneltilmişse, burada namus ve onurla ilgili bir aldatma vardır.

                   Aldatma bizzat eş tarafından yapılmış olabileceği gibi, üçüncü kişilerden de gelmiş olabilir. Örneğin, cinsi sapıklıktan dolayı mahkum olmuş bir erkeğin nişanlısına kendisini onurlu ve namuslu bir insan olarak tanıtması ile aynı şeyin onun yakınları, örneğin kardeşleri veya arkadaşları tarafından yapılması arasında nişanlı kızın kandırılmış olması bakımından pek de büyük bir fark yoktur. Bunlar arasındaki tek fark, onuru ve namusu söz konusu olan eşin, üçüncü kişinin aldatmasını evvelden önce bilip bilmemesi bakımından ortaya çıkar. Gerçekten, eğer bu eş üçüncü kişinin diğer eşi kandırdığını, onu yanılgıya uğrattığını bilmiyorsa, aldatılmış olan eş evlenmenin iptalini dava edemez. Öyleyse ancak namus ve onuru söz konusu olan eş üçüncü kişilerin aldatmasında bilgi sahibi bulunduğu takdirde kendisine karşı nisbi butlan davası açabilir.[14]

                   Namus ve onuru söz konusu olan eşin susmuş olması, yani gerçek durumu nişanlısına söylememiş bulunması da bir aldatma mıdır? Doktrinde bu sorunun cevabı bir ayrım yapılarak verilmektedir. Gerçekten, nişanlılardan birinin salt susmuş olması bir kandırma oluşturmaz; fakat söylenmesi gereken yerde susmuş olması bir kandırma sayılır.[15] Örneğin nişanlı kız, kumarbaz insanlardan nefret ettiğini ve ne kadar zengin olursa olsun kumarbaz bir erkekle asla evlenmemeğe daha küçükken karar vermiş olduğunu nişanlısı erkeğe anlattığı halde, kendisi de kumarbaz olan nişanlı erkeğin susması ve durumu nişanlı kıza söylememesi bir tür kandırmadır.

 

b) Tehlikeli Bir Hastalığın Gizlenmesi:

 

                   TMK. nun 150/2 inci maddesine göre ‘davacının veya alt soyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın’ davacıdan gizlenmesi, nisbi butlan sebebidir. Her türlü hastalığın evliliğin butlanını gerektirecek nitelikte sayılamayacağı açıktır. Yasanın hastalık açısından aradığı şartları şöyle sıralamak mümkündür:

                   -Hastalık sağlıklı eş ve altsoyunun (çocukları, torunları) sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir nitelikte olmalıdır.

                   -Bu durum, diğer eşten gizlenmiş olmalıdır. Dürüstlük kuralı gereğince hasta eşin bu durumu evlenmeden önce diğer eşe söylemesi gerekirdi. Söylememesi, susması aldatma anlamına gelir. Yine hasta eşin bu durumdan haberdar olmaması da mümkündür. Ancak üçüncü kişilerin bu hastalığı bilmelerine rağmen sağlıklı eşe tersi yönde bilgi vermiş olmaları, aldatma eylemini oluşturur. Hastalığa ilişkin olarak Yargıtay uzman tıp kurumlarından rapor aldırılmasını bazı kararlarında belirtmiştir.[16]

 

                         4- KORKUTMA

 

                   Korkutma da irade bozukluğu hallerinden biridir ve nisbi butlan sebeplerindendir. Korkutma etkisiyle evlenen eşin iptal davası açabilmesi medeni Kanunun 151 inci maddesi şu şartlara bağlamıştır:

 

Korkutma Davacı Eşe veya Onun Yakınlarından Birine Yönelmiş Olmalıdır:

                  

                   ‘Yakın’ kavramına davacı eşin akrabalarının girdiğine kuşku yoktur. Ancak yakın kavramı, aile bireyleri ve kan hısımlarından daha geniş bir anlam içerir. Kişinin manevi bağlarla bağlı olduğu ve ilişkisini sürdürdüğü (örneğin dostları, sevgilisi vb.) insanlar yakın kavramına dahildir.[17]

 

                   Korkutma Bizzat Davacı Eşin veya Yakınlarının Yaşamına, Sağlığına, Namus ve Onuruna Yönelik Olmalıdır.

 

Bunlar dışındaki değerler örneğin mala karşı yapılmış olan korkutma T.M.K madde 151 in kapsamı dışındadır.[18]

 

                     Korkutma Ağır Bir Tehlike Unsuru İçermelidir:

 

                   Ciddiye alınabilecek nitelikte olmayan bir korkutma ağır bir tehlike oluşturmadığından, evlenmenin iptalini gerektirmez. Örneğin öldürme, ırza geçme korkutmaları ağır tehlike oluşturduğu halde, saçını kökünden kazıma biçimindeki korkutmalar böyle değildir.[19]

 

Korkutma Mevcut Yada Pek Yakın Ağır Bir Tehlikeye Yönelik Olmalıdır:

 

                   Örneğin bir erkek sevdiği fakat kendisiyle evlenmek istemeyen bir kızı ‘benimle evlenmezsen, ilerde başkasından doğuracağın çocuğu boğarım’ diye korkutsa, burada tehlike ne mevcut, ne de pek yakındır. Zira o kızın başkasıyla ne zaman evleneceği ve evlendiği kimseden çocuğu olup olmayacağı, o zamana kadar kendisini korkutan kişinin hayatta kalıp kalmayacağı belli değildir.

        

Nedensellik Bağı Bulunmalıdır:

Bu koşuldan amaç, evlenme ile korkutma arasında bir nedensellik bağının bulunmasıdır. Yani davacı eş, korkutma nedeniyle evlenmiş olmalıdır. Korkutma olmasaydı yine evlenecek idiyse korkutmanın evlenme üzerinde bir etkisi olmamış demektir.

 

5- YASAL TEMSİLCİNİN İZNİNİN BULUNMAMASI

 

TMK. Madde 153- Küçük veya kısıtlı yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.

                   Bu suretle evlenen kimse sonradan on sekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur. Kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.

Küçük, ana ve babasının veya vasisinin rızası olmadıkça evlenemez. Evlenmenin ilanı sırasında ana ve babadan yalnız biri velayeti haiz ise onun rızası kafidir. Kısıtlı vasisinin izni olmadıkça evlenemez.

Erkek veya kadın on sekiz yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek ve kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir ( TMK. madde 124).

Evlenme yaşına girmiş, ancak ergin olmamış küçükler ile kısıtlılar yasal temsilcilerinin izni olmadıkça evlenemezler. Evlendirme memuru bu izinle ilgili beyanı almadan veya buna ilişkin belge ibraz edilmeden evlenme aktini yapmaz. Fakat her nasılsa bir evlenme akti yapılmışsa, eşler evlenme aktinin nisbi butlan nedeniyle iptalini istemeyecek, buna karşın ergin olmayan çocuklar yönünden ana ve babaya kısıtlılar yönünden de vasilere nisbi butlan nedeniyle evliliğin iptali isteme hakları tanınmıştır. Velayet hakkını birlikte kullanan ana ve babadan sadece birinin izin vermesi yeterli değildir. Her ikisinin de izin vermesi gerekir.

Kanuni temsilcilerin evliliğin iptalini istemeleri ile ilgili dava hakkı diğer nisbi butlan sebepleri aksine herhangi bir süreye bağlanmamıştır. Ana ve baba veya vasi, küçük veya kısıtlının kendilerinden izin almadan evlendiklerini öğrendikleri anda evliliğin iptalini dava edebilirler. Yeter ki dava açılıncaya kadar küçükler ergin olmamış, kısıtlılık kararı kalkmamış ve kadın gebe kalmamış olsun.

Küçük veya kısıtlı, vesayet altında ise ve vasi evlenmeye izin vermiyorsa veya haklı bir neden olmadan izinden imtina ediyorsa vesayet altındaki küçük veya kısıtlıya mahkemeye müracaatla vasinin  bu eylemi aleyhine şikayet hakkı tanınmıştır. Diğer taraftan ana ve babanın izin vermemeleri halinde de ergin olmayan küçüklere mahkemeye müracaat hakkı tanınmıştır. Her iki halde de hakim haklı sebep olmaksızın izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra bu konuda baş vuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebilecektir. ( TMK. madde 128).

Yukarıda da değinildiği gibi, anne ve baba veya vasi dava açmazdan önce veya dava sırasında küçükler ergin olur veya vesayet kaldırıldığı taktirde artık mahkeme evliliğin nisbi butlan nedeniyle iptaline karar verilemeyecek, anne ve baba veya vasi bu konuda dava açamayacaklardır. Yine evlenmemin iptaline karar verilmeden önce kadının hamile olduğu doktor raporu ve diğer delillerle kanıtlandığı takdirde hakim yine evlenmenin iptaline karar veremeyecektir.[20]

 

 VII- NİSBİ BUTLAN DAVASINDA USUL HÜKÜMLERİ

 

1-    DAVACI:

 

Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk nedeniyle açılan iptal davasında davacı, evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici olarak yoksun olup sonradan bu yeteneği kazanan eştir.

Yanılma, aldatma, korkutma nedenlerine dayanan iptal davası açma hakkı, iradesi anılan sebeplerle sakatlanan eşe aittir.

   Yasal temsilcinin izni olmaksızın yapılan evlenmelerin iptal davası ile sona erdirilmesi talep hakkı veli veya vasiye aittir. Velayet hakkını eşit olarak kullanan ana ve babadan birinin evlenmeye muvafakatı bulunması halinde evlenmeye davacı sıfatı, izni olmayan eşe aittir.[21]

 

2- DAVALI:

                  

                   Ayırtım gücünden geçici yoksunluk, yanılma, aldatma, korkutma nedenlerine dayalı nisbi butlan davasında davalı, ‘ Diğer eş’ tir. Yasal temsilcinin açtığı iptal davasında ise davalı ‘ Her iki eş’ tir.

 

3- YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME:

 

Bu hususlarda mutlak butlan sebeplerine ilişkin olarak yaptığımız açıklamalar nisbi butlan sebepleri için de geçerlidir. Tekrarlamamak için o bölüme yollama yapıyoruz.(Bkz. s.10.)

 

4- DAVA AÇMA SÜRESİ

 

TMK. madde 152- İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin ve öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

         Altı aylık sürenin başlangıcı, davacı eşin nisbi butlan sebebini öğrendiği( yani, ayırt etme gücünün kazanıldığı, yanılma ve aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın ortadan kalktığı) tarihtir. Bu süre, davanın açıldığı tarihten geriye doğru hesaplanacaktır. Toplanan kanıtlara göre davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığının anlaşılması halinde davanın süre nedeniyle reddine karar verilecektir. Beş yıllık süre ise evliliğin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Burada davacının nisbi butlan sebebini öğrendiği tarihin önemi kalmamaktadır. Davacının öğrenme tarihi ne olursa olsun, beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddi gerekecektir.[22]

         Bu süreler hak düşürücü süredir. Yargılamanın her safhasında kendiliğinden nazara alınır. Süreler geçirilmişse davanın reddi gerekir.

 

VIII- BUTLANI GEREKTİRMEYEN SEBEPLER

 

1- Bekleme Süresine Uymama:

 

                   TMK. madde 154 - Kadının bekleme süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.

                   Burada boşanan kadının yeniden evlenmek için yasada öngörülen süreye yollama yapmaktadır.

                   TMK. madde 132/2- Evlilik sona ermişse, kadın evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.

                   Bu kural, doğacak çocuğun nesebinin tayinine ilişkin doğması muhtemel sorunları önlemeye yöneliktir.[23]

 

2- Şekil Kurallarına Uymama:

 

                   TMK. madde 155 - Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.

                   Evlendirme, evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış ise, bu evliliğin belge eksikliği, evlenmenin yasaya uygun tören yerinde yapılmaması, tören şekline uymama vb. gibi nedenlerle de diğer şekil koşullarına uyulmaması sebebiyle butlanı istenemeyecek, eğer bu konuda iptal davası açılmış ise dava reddedilecektir.[24]

 

IX-MUTLAK VE NİSBİ BUTLAN SEBEPLERİYLE VERİLEN İPTAL KARARLARININ HUKUKİ SONUÇLARI

 

1- İPTAL KARARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE SONUÇLARI

 

                        TMK. madde 156 -Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.

                   Buna göre mutlak veya nisbi butlan sebepleriyle sakatlanmış bir evlilik, ancak mahkemenin iptal kararıyla , bu kararın kesinleşmesiyle son bulur. Böylece yeni bir hukuki durum ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle iptal davası inşai dava niteliğindedir.[25]

                   Evlilik, ister mutlak butlan ister nisbi butlan sebepleriyle sakatlanmış olsun, iptal kararının kesinleşmesine kadar geçerli bir evliliğin hüküm ve sonuçlarını doğurur. Bu yasal düzenlemeye göre iptal kararı geçmişe etkili değildir. Etkisi geleceğe yöneliktir.[26]

 

2- ÇOCUKLAR YÖNÜNDEN

 

                        TMK. madde 157 – Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyi niyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.

Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

 

                    Butlan sebeplerinden iptaline karar verilen evlilik içinde doğan çocuk, geçerli bir evlilikte dünyaya gelen bir çocuğun tüm haklarına sahiptir. Örneğin, soy bağı düzgündür, ailenin soyadını taşır, Türk vatandaşlığını korur.[27]

                   Evliliğin iptalinde sonra, velayet, nafaka, kişisel ilişki ve diğer konularda boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

 

3- EŞLER YÖNÜNDEN

                       

TMK. madde 158Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyi niyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.

Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

                        Butlan davası sonunda verilen iptal kararı, eşler arasında o güne kadar mevcut olan batıl evliliğe son verir; eşler iptal kararının kesinleştiği andan itibaren artık evli değildirler. Bu itibarla eşlerden her biri bu andan itibaren yeni bir evlenme yapabilme imkanına sahip olur. Ancak kadın için yine de üçyüz günlük yasal bekleme süresi söz konusu olabilir. Evlenme dolayısıyla meydana gelmiş olan kayın hısımlığı iptal kararının kesinleşmesiyle sona ermeyeceğinden (TMK. madde 18/2), kayın hısımlığı ile ilgili evlenme yasağı devam eder. Bu itibarla, iptal kararından sonra eşlerden biri diğerinin üstsoy ve altsoyu ile evlenemez.

                   Medeni Kanun, evlenme iptal edilmiş ve dolayısıyla evlilik ortadan kalkmış olsa bile, iyi niyetli olan eşin bu evlenmeyle kazanmış olduğu kişisel durumunu koruyacağını öngörmüştür. O halde bir eşin evvelce elde etmiş olduğu kişisel durumunu koruyabilmesi, onun evlenirken iyi niyetli olması şartına bağlanmıştır. Eşin iyi niyetli olması demek evlenme töreni sırasında butlan sebebinin mevcudiyetini bilmemesi veya gerekli özeni göstermiş olmasına karşın öğrenememiş olması demektir. Eş iyi niyetli değilse, evlenmeyle kazandığı kişisel durumu kaybeder. İyi niyetli kadın, evlenmeyle kazandığı kocasının vatandaşlığını da korur. ( TVK. madde 5/2).

                   Boşanan kadın iyi niyetli olsa bile, boşandığı kocasının soyadını kullanmaya devam edemez; evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer evlenmeden önce dul idiyse, hakimden bekarlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir (TMK. madde 173/1). Ancak boşanan kadın boşandığı kocasının soyadını kullanmaya devam etmekte menfaati bulunduğunu ve bunun da kocaya zarar vermeyeceğini ispat ederse, hakim onun kocanın soyadını taşımasına izin verebilir ( TMK. madde 173/2) Fakat şartların değişmesi durumunda kocanın bu iznin kaldırılmasını isteme hakkı vardır. ( TMK. madde 173/3)

                   Eşlerin birbirlerinden isteyebilecekleri maddi ve manevi tazminat, nafaka ve eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

                   Eşlerin batıl olan evlenme ile kazanmış oldukları erginliğin, iptal kararından sonra devam edip etmeyeceği de tartışmalıdır. Bazılarına göre [28] evlenmeyle kazanılmış olan erginliğin evliliğin iptalinden sonra da korunması gerekir. Bazıları[29]  , evlenme ile kazanılmış olan erginliğin iptal kararından sonra artık korunamayacağı görüşündedirler. Bir başka görüş ise[30] eşin iyi niyetli olup olmamasına göre bir ayrım yaparak, iyi niyetli eşin kazanmış olduğu erginliği koruyacağı, kötü niyetli eşin ise koruyamayacağı fikrini savunmaktadırlar.

 

4- MİRASÇILARIN DAVA HAKKI

        

                   TMK. madde 159 – Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.

                   Madde metninde de belirtildiği gibi, evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak evliliğin iptali davası sürerken taraflardan birinin ölmesi üzerine mirasçılarının davayı sürdürme yetkileri vardır. Sağ kalan eşin mirasçılık durumunda ise, onun evlenme akdedilirken butlan sebebini bilip bilmediğine bağlanmıştır.[31]                  

 

 AV.MERVE USTAOĞLU

 

 


[1] Özuğur , Ali İhsan 2004 Boşanma, Ayrılık ve Evlenmenin İptali Davaları Ankara s.11.

[2] Tekinay ,S.S age s.36.

[3] Tekinay age s.136-137; Feyzioğlu age s.122: Oğuzman /Dural age s.100 Akıntürk age s.207; Zevkliler/Acabey/Gökyayla age s.854

[4] Tekinay age s.137; Zevkliler age s.770; Hatemi Serozan age s.149

[5] Oğuzman/Dural age s.102.

[6] Velidedeoğlu age s.289

[7] Yargıtay 2.H.D sinin 03.07.2006 tarihli 2006/10529 E. Ve 2006/4389 K. sayılı kararında Medeni Kanunda yanılma nedeniyle evlenmenin nisbi butlan ile iptali hali düzenlenmiştir. Eşinde bulunmaması onun birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenme halinin, evlenmenin iptalinin dava edilebileceği belirtilmektedir. Dinamik Hukuk Yazılımları

[8] Zevkliler/Acabey/Gökyayla age s.855.

[9] Schwarz, A.B Aile Hukuku İstanbul 1946 s.113

[10] Velidedeoğlu age s.293

[11] Tandoğan age s.59

[12] Akıntürk, Turgut age s.216

[13] Schwarz age s.115

[14] Akıntürk, Turgut age s.217

[15] Velidedeoğlu age s.294; Schwarz  age s.115; Tandoğan age s.60; Hatami/Serozan age s.152

[16] Yargıtay 2.H.D. 27.05.1992 tarih ve 1992/12806 E., 1992/671 K.sayılı kararında davacıdan gizlenen sara hastalığının davacı veya soyunun sıhati için vahim bir tehlike arz edecek nitelikte olup olmadığı uzman bilirkişi raporu ile tespit edilip, evlenmenin feshi talebine rapor sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

[17] Tutumlu, Mehmet Akif age s.100

[18] Örneğin, ‘evlenmezsen evini yakarım’ tarzında bir korkutma. Oğuzman/Dural age s.102

[19] Velidedeoğlu age s.297

[20] Özuğur age s.16

[21] Oğuzman/Dural age s.103

[22] Tutumlu,Mehmet Akif age s.105

[23] Tutumlu, Mehmet Akif age s.106

[24] Özuğur, Ali İhsan age s.20

[25] Önen, Ergun İnşai Dava Ankara 1981 s.68; Öztan, B. Batıl Evlenmelerde Eşlerin Durumu s.199

[26] Schwarz age s.125-126

[27] Tutumlu, Mehmet Akif age s.109

[28] Tandoğan age s.60

[29] Oğuzman/ Dural age s.111; Schwarz age s.127

[30] Velidedeoğlu age s.307; Tekinay age s.159; Hatemi /Serozan age s.167

[31] Tutumlu, Mehmet Akif age s.111

 
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER ( Anasayfa )
 
 

MÜVEKKİL GİRİŞİ

Belge Numaranız

Şifreniz

 

 
 

MAKALE YAZARLARIMIZ

Mustafa Hamarat
Ahmet YILMAZ
Merve USTAOĞLU
 

GÜNCEL HABERLER

 
 

HAVA TAHMİNİ

İSTANBUL
Ä°STANBUL

ANKARA
ANKARA

IZMIR
IZMIR

 
 
 

© 2010 - Hamarat Hukuk Bürosu Tüm hakları saklıdır!

Tasarım: Mahmud V.2010-1