Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması, halkın kendisine temsilci seçmesinden farklı bir şeydir. Halk bu yolla doğrudan yasama iktidarını kullanmakta ve anayasa değişiklikleri konusundaki iradesini açıklamaktadır. Seçim ise temsili demokrasinin bir aracıdır
Prof. Dr. MUSTAFA KOÇAK
Anayasa değişikliklerinin halk oylamasına sunulması süresini “yüz yirmi” günden “altmış” güne indiren kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Yasa Cumhurbaşkanı tarafından da onaylandı ve 09.03.2010 -tarih ve 27516 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Anlaşılan o ki, siyasal iktidar önümüzdeki günlerde Meclis’e getireceği anayasa değişikliklerinin Meclis üye tam sayısının 2/3 çoğunluğu ile kabul edilememesi durumunda bu değişiklikleri halkoyuna sunacak. Yasada öngörülen yüz yirmi günlük süre uzun bir zaman dilimi olarak görüldü için bu süre altmış güne indirilerek halkoylamasının bir an önce sonuçlandırılması arzu edildi.
Ancak, anılan yasa değişikliği yeni bir hukuksal tartışmayı da beraberinde getirdi. Değişikliğe uğrayan yasa bir seçim yasası mıdır, değil midir?
Bir görüşe göre Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması hakkındaki yasa da bir seçim yasasıdır. Anayasa’ya göre (md. 79); Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur. Bu nedenle yeni değişikliğin bir yıl içinde yapılacak halkoylamalarında uygulanması anayasaya aykırılık oluşturacaktır.
İki ayrı kanun
İkinci görüş ise, halkoylaması bir seçim değildir ve anılan değişikliğin bir yıl geçmeden önce yapılacak halkoylamasında uygulanması bir anayasaya aykırılık oluşturmayacaktır. Bu nedenledir ki, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun ayrı iki kanundur. İkincisinde hüküm bulunmayan hallerde birinci yasanın aykırı olmayan hükümlerinin uygulanması, halkoylamasına ilişkin yasanın da bir seçim yasası olmasını gerektirmez.
Bu şartlar altında önümüzdeki günlerde iktidar ile ana muhalefet partisi arasında sürdürülecek
tartışmanın odağına yukarıda açıklanan konuda bir anayasaya aykırılık sorununun yerleşeceğini söylemek bir kehanet olmayacaktır.
Öncelikle anayasa değişiklikleri söz konusu olduğunda ideal olanın, Meclis’te mümkün mertebe bir mutabakat aranması ve değişikliklerin yüksek bir oy sayısı ile kabul edilmesi olduğunu belirtmeliyiz. Zaten böyle bir mutabakatın sağlanması durumunda ne bir Anayasa’ya aykırılık iddiası ne de iktidar-muhalefet gerginliği olacaktır. Ancak, şu anki iktidar-muhalefet ilişkileri böyle iyimserliğe olanak tanımayacak gibi görünmektedir.
Şimdi yeniden seçim ile halkoylaması (referandum) konularına odaklanmak ve hukuksal soruna bir cevap üretmeye çalışmak gerekecek. Acaba Anayasa değişikliklerinin halk oylamasına sunulmasına ilişkin yasa bir seçim yasası mıdır? Başka bir deyişle halkoylaması da seçimin bir türü müdür?
Eğer halkoylaması bir seçim ise o zaman Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulmasına ilişkin yasada yapılan değişiklik bir yıl sonra uygulanabilecek ve öncesinde halkoylamaları anayasaya aykırılık oluşturacaktır.
İki terimin (referandum/seçim) hukuksal niteliğine ve kavramsal içeriğine bakılmadan bu sorunun cevabı verilemez. Öncelikle halkoylamasının ne olduğuna bakalım: Halkoylaması bir yasama tasarrufu, yani bir anayasa değişikliği, anayasa veya yasaların kabulü hakkında vatandaşların oylarına başvurma yöntemidir . Halkoylaması ile halk kendine temsilci seçmez. Bu usul ve yolla halk bir yasama faaliyetine katılır. Halk oylaması, temsili demokrasinin değil, doğrudan demokrasinin bir yolu ve yöntemidir.
Kavramın kuramsal kökenine inildiğinde karşımıza Jean Jacques Rousseau çıkar. Rousseau’ya göre millet tarafından kabul edilmeyen ve onaylanmayan yasa batıldır (yok hükmündedir). Ona göre meclislerce yapılan yasalar sadece bir tasarıdır ve yasalaşabilmesi için halkın bu yasayı onaylaması gerekir. Özetle Rousseau’nun anlattığı usul günümüzde uygulanan halkoylaması veya referandumdan başka bir şey değildir.
Halkoylamasının hukuksal niteliğine bakıldığında doktrindeki egemen görüşün, bunun bir seçim olmadığı, bir yasama tasarrufu olduğu yolundadır. Halk bu yolla yasama meclisi tarafından yapılan yasama tasarrufuna kendi yasama tasarrufunu eklemektedir. Başka bir anlatımla meclisin kabul ettiği bir yasayı halk da kabul etmektedir .
Kamu iktidarına onay
Seçim ise, seçmenlere kamu iktidarına onay vermek veya önceki onayını yenilemek ya da bunu büsbütün geri çekmek fırsatını veren hukuksal veya siyasal bir yöntemdir. Seçim mekanizmasının veya oy verme eyleminin belli siyasal ve sosyal işlevleri bulunmaktadır. Bu bağlamda seçim, ülkenin kimler tarafından yönetileceği sorusunun cevabını karşılar. Yani, seçim kamu yöneticilerini ortaya çıkarır; kamu siyasetini yürütecek olan kamu iktidarlarını kurar. Öte yandan seçim, siyasal iktidarı halkın kontrolüne tabi kılan ve dolayısıyla idare edenleri idare edilenlere karşı uyanık ve dikkatli olmaya sevk eden bir usuldür .
Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması, halkın kendisine temsilci seçmesinden farklı bir şeydir.
Halk bu yolla doğrudan yasama iktidarını kullanmakta ve anayasa değişiklikleri konusundaki iradesini açıklamaktadır. Seçim ise temsili demokrasinin bir aracıdır. Seçim yasalarında yapılacak değişiklikler halkın oylarının nasıl ve kimler tarafından temsil edileceğini belirleyen bir araçtır.
Bu nedenle ‘halkoylaması’ ile ‘seçim’ aynı şey değildir ve halkoylaması bir seçim değildir.
Prof. Dr. Mustafa Koçak: Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi, Dekan
25.03.2010 - Radikal